Federer’den alınacak 5 yaşam dersi

Roger Federer bu yüzyıla damgasını vurmuş çok özel bir kişi. Bir tenis sever olarak benim gözümdeki yeri çok özel.
 
Büyük bir hayranı olarak, 2015 yılında İstanbul’a geldiğinde onunla tanışma ve fotoğraf çektirme şansı yakalamıştım.
 
Ona sadece tenisçi demek haksızlık olur elbette. O, gerçek bir efsane, örnek bir sporcu.
 
Oynadığı tenis, korttaki hareketleri, doğallığı, yumuşaklığı ve estetiği o kadar farklı ki. Onun başka bir gezegenden geldiğini düşünenlerin sayısı hiç de az değil.
 
Onu defalarca canlı olarak kortta seyretme şansına sahip birisi olarak, diğer oyuncularla arasındaki farkın, siyahla beyaz kadar belirgin olduğunu söyleyebilirim.
 
Kırdığı rekorlar saymakla bitmez. 20 grand slam şampiyonluğu ile tüm zamanların en başarılı erkek tenisçisi. 37 yaşına merdiven dayadığı bu dönemde, hala zirvede ve şampiyonluklar kazanmaya devam ediyor.
 
Ama benim burada bahsedeceğim dersler, onun tenis oyunuyla ilgili değil.
 
Daha büyük resimde, onun kendi kariyerini, bireysel markasını ve yaşamının genelini yönetme konusundaki başarısından alınacak önemli dersler olduğunu düşünüyorum.
 
Onu bu kadar özel yapan da aslında, kortun içinde olduğu kadar, kort dışındaki yaşam duruşu, izlediği yol, takındığı üslup ve çizdiği örnek kişi profili.
 
Kendi yaşamına yaptığı liderlik, kariyerini yönetme tarzı, aldığı kararlar ve icraatları, hepimizin hem iş hayatı hem de özel yaşamı için önemli mesajlar içeriyor. 
  
Kendi adıma, Roger Federer’den alınacak yaşam derslerini 5 başlık altında topladım.
  1. İstikrar ve tutarlılık : Federer, ne tenis kortunda ne de kort dışında zig zaglar, büyük iniş çıkışlar yaşamadı. Esasında, yaşamının bütününe yayılan bir süreklilik ve istikrardan bahsetmek mümkün. Mutlu bir evliliği, örnek bir aile yaşamı var. İki ikiz olmak üzere 4 çoçuk babası. Sahip olduklarının keyfini çıkarıyor, klas ve kaliteli bir yaşam sürüyor. Ama aynı zamanda, doğal, mütevazi ve sade yönünü koruyor. Etrafındaki ekibiyle birlikte uzun soluklu bir yol arkadaşlığı kurmuş durumda. Yaşamının omurgasını sağlam temellere oturtmuş, temel unsurları istikrarlı bir şekilde muhafaza eden bir yapısı var. Bu da yaşamında ve kariyerinde anlamsız iniş çıkışlar, tatsız sürprizler ve çalkantılar yaşamasını engelliyor. Böylelikle, zamanını, enerjisini, odağını ve kafasını, gereksiz sorunlar, enerji emen ayrıntılar ve verimsiz detaylara harcamak yerine, daha pozitif, gelişim odaklı konulara yönlendirebiliyor.
  2. Mütevazilik ve objektif farkındalık : Başarıyla birlikte ortaya çıkan en temel olgulardan birisi egodur. En tepeye ulaştığınızda, herkes size hayranlık duyduğunda, yaptıklarınıza imrenerek baktığında, ister istemez havaya girersiniz. İşte o anlarda sakinliği korumak, mütevazi ve objektif bir şekilde kendine yönelik farkındalığı sağlamak hiç kolay değil. Ama Federer bunu öyle güzel başarıyor ki. Yaşının ilerlediğini bilip, puan sürelerini kısaltacak şekilde oyun taktiğini ve stratejisini değiştirdi. Fiziksel limitlerini iyi analiz edip, gerektiğinde vites küçültmesini bildi. Geçen yıla müthiş başlayıp, ilk büyük turnuva olan Avustralya Açık’ı kazandığında inanılmaz bir sükse yapmıştı. Ama o bir sonraki büyük turnuva olan Roland Garros’a katılmama kararı aldı.  Çünkü toprak kortta zaten iyi değildi ve artık 36 yaşında enerjisini, fiziksel gücünü verimli kullanması gerektiğini biliyordu. Gereksiz yere kendisini zorlayıp, anlamsız bir ego ve aşırı özgüvene kapılıp, yanlış kararlar vermedi. Özgüven, cesaret ve tutkusunun onun objektif kalabilmesini sağlayan farkındalık gözünü köreltmesine izin vermedi. Böylelikle, doğru ve sağlıklı kararlar alabilmeyi başardı. Ne istediğini bilen bir yapıda, kontrolü hep elinde tuttu.
  3. Sürekli gelişim ve mükemmeli arayış : İstikrarlı ve tutarlı olmakla birlikte, Federer’in yaklaşımında tutuculuk ve rehavet kesinlikle yok. Bir taraftan temel omurgayı sağlam zeminde stabil tutarken, öte yandan da bireysel farkındalıktan tetiklenen, sürekli öğrenmeye, kendini geliştirmeye, yenilenmeye yönelik muazzam bir adanmışlık var. Bunun için gereken özgüveni, cesareti ve ekstra çalışmayı gösteriyor. Dünya 1 numarası olduğu dönemde, hatta 30 yaşından sonra bile, oyununda öyle temel ve zorlu değişiklikler yaptı ki, inanılır gibi değil. Hala öğreniyor, hala gelişiyor ve hala daha iyisine ulaşmak için çaba gösteriyor. Bu sayede, tenis oyununa cesur ve sıradışı farklılıklar getiriyor. Diğer oyuncuların çoğunluğu servisi karşılarken ve puan içinde daha geriye açılarak, kortun dışından oynamayı tercih ederken, o yeteneğine güvenerek, üzerinde çalışarak ve risk alarak, kortun çok daha içine girerek oynamaya çalışıyor. Böylelikle, rakipleriyle gereksiz ve yıpratıcı bir güç savaşına, uzun soluklu yorucu rallilere girmek yerine, çok daha hızlı, kısa zamanda sonuca giden bir oyun tarzı geliştirdi.
  4. Değişimi ve rakipleri analiz : Yaptığı işin zirvesinde de olsa, dünyanın 1 numarası olsa da, oyunun değiştiğinin ve arkadan gelen yeni oyuncuların güçlü yönlerinin, oyuna getirdiği farklılıkların farkında. Değişen trendleri yakından izliyor, kendine, rakiplerine ve tenis oyununun gelişimine bakarak, objektif analizler yapıyor. Müthiş bir stratejik analiz örneği veriyor aslında. Kendisinin güçlü yönlerini ve zaaflarını çok iyi biliyor. Rakiplerini yakından izleyip, tenis oyunundaki değişimleri, yeni trendleri iyi analiz ediyor. Böylelikle objektif ve tutarlı bir stratejik yol haritası çıkarıp, onu da büyük bir başarıyla uyguluyor. Sonuç olarak, 37 yaşında hala fiziksel anlamda fit kalırken, aynı zamanda oyun olarak da güçlü rakipleriyle mücadele edip, zirvede kalmayı başarıyor.
  5. Tutku ve azim : Üstün bir yeteneğe sahip olmak elbette çok önemli. Ama onu esas değerli kılan ve fark yaratmanızı sağlayan, yeteneğiniz olan alana duyduğunuz tutku ve daha ileriye gitme konusunda ortaya koyduğunuz azim. Federer işte bu mükemmel bileşime sahip. Allah vergisi, çok özel bir yeteneğe sahip. Ama aynı zamanda, tenis sporuna karşı müthiş bir tutkusu var. Tenis oynamaktan büyük keyif alıyor. Bu spora, rakiplerine, izleyicilere ve hayranlarına karşı duyduğu büyük bir saygı var. Aynı zamanda da, zirveye ulaşmak ve orada kalabilmek için çalışması, çaba göstermesi gerektiğinin farkında. Fiziksel ve mental olarak kendisini sağlam tutması, disiplinli ve planlı bir şekilde antreman temposunu koruması gerektiğini biliyor. 37 yaşında bile hala çok çalışıyor ve hiç rehavete kapılmıyor. Sevdiği, tutku duyduğu, müthiş yeteneği olan ve dünyanın bir numarası olmayı başardığı bu alanda harcadığı efor, çalışma ve antremanlar muhtemelen ona eziyet gibi gelmiyor. Konfüçyüs’ün “sevdiğiniz işi yaparsanız, aslında bir gün bile çalışmak zorunda kalmazsınız” sözünün canlı bir kanıtı Federer.  

Aslına bakarsanız, yukarıda bahsedilen özelliklerin hiç birisi, teker teker bakıldığında o kadar özel veya sıradışı değil. Ama özel ve sıradışı olan, tüm bunların mükemmel bir karışım ve etkileşim halinde bir araya gelmiş olması. Yaşam dengesini mükemmel bir şekilde kurarak, bütünsel bir yapıda bunu başarabiliyor olması. Böylelikle de, hem tenis kortunda, hem özel yaşamında hem de sponsorluk faaliyetlerinde dünyanın en önemli bireysel markalarından birisi olmayı başarmış durumda.

Federer’i bu kadar özel yapan özellikler,

  • İstikrarlı ve tutarlı olurken, aynı zamanda yeniliklerin, değişimin peşinde koşması,
  • Kalite ve yüksek standarddan taviz vermeden, doğal, mütevazi ve sade bir tarz ortaya koyması,
  • Kendi gücünün farkında olması, ama aynı zamanda rakiplerini ciddiye alıp, onlara saygı duyması,
  • En zirvede olmanın özgüvenini ortaya koyarken, aynı zamanda zaaflarını, gelişime açık alanlarını kabul edebilmesi
  • Yeteneğini ve üstün özelliklerini iyi kullanması ama aynı zamanda daha mükemmele ulaşmak için çaba göstermesi, kafa yorması, ter akıtması.

Coca Cola’nın sihirli formulü gibi bir şey sonuçta…Tadını herkesin bildiği ama kimsenin taklit etmeyi başaramadığı….

 

Copyright © 2018 · Okan Utkueri

www.okanutkueri.com sayfalarında yayınlanan tüm içerik hakları Okan Utkueri’ye aittir.