Liderlik hakkını hak etmek

Liderlik kavramı üzerinde o kadar çok yazılıyor, konuşuluyor ki. Aslına bakarsanız, popülerleşmenin doğal sonucu olarak, bu kavramın da biraz kirlendiğini ve özünü kaybettiğini düşünüyorum.

O yüzden de, liderlik üzerinde yazma konusunda biraz çekimser ve seçiciyim.

Ama, geçenlerde katıldığım bir webinar’da eğitmenin çok sık kullandığı ve altını çizdiği bir ifade dikkatimi çekti, beni düşündürdü.

“Liderlik etme hakkını kazanmak”

***

Genelde bir yönetici rolüne atandığımızda, o ekibe liderlik etme yetkisinin de ünvan ile birlikte otomatik olarak geldiği, bize verildiği yanılgısına düşüyoruz.

İnsanların o ünvan veya rol nedeniyle, sizi lider olarak kabul etmek durumunda olduğunu düşünüyoruz.

Yani, liderlik etme hakkını, bize verilen ünvan ve rol ile birlikte ele geçirdiğimizi zannediyoruz.

Yönetici rolüne atananların içine en sık düştüğü tuzaklardan birisi bu sanırım.

İster bir şirketin genel müdürü olun, ister futbol takımının kaptanı olun, isterse de dernek başkanı olun, sonuç değişmiyor.

Liderlik, atamayla verilebilen veya ünvanla birlikte gelen bir güç değil. Sizin kazanmanız, hak etmeniz gereken bir konum.

Bunun için de, emek harcamanız, akıl ve alın teri dökerek çaba göstermeniz, yani liderlik etme hakkını hak etmeniz gerekiyor.

Üstelik bu hak, bir anda, bir aksiyonla, birdenbire kazanılmıyor. Bir dizi eylem ve davranış setini, tutarlı ve sürekli bir yapıda tekrarlamak gerekiyor.

Yani, tek tek tuğlaları koyarak, bir çok parçanın emekle bir araya getirilmesiyle oluşturulan bir yapı liderlik.

***

Koçluk görüşmelerinde bu konu üzerinde sıklıkla duruyoruz.

Hangi davranış setlerinin, hangi özelliklerin bu hakkı kazanmanızı kolaylaştırdığını ve aynı şekilde de, hangilerinin bu süreci zorlaştırdığını, hatta imkansız hale getirdiğini konuşuyoruz.

Aslına bakarsanız, işin güzel tarafı herkesin yapılması ve yapılmaması gerekenleri çok iyi biliyor olması. Yani çok sürpriz yada gizli bir sihirli formül yok.

Başarıyı sağlayan en önemli etken, bu farkındalığın oluşması.

Yani, liderliğin size verilen bir yetki değil, sizin hak etmeniz gereken bir konum olduğunu kabul etmekle başlıyor her şey.

Bir gözlemim de, özellikle yeni nesil ile birlikte çalışan yöneticiler için bu durumun daha da önem kazandığı.

Hiyerarjiye dayalı, ünvanın herşeyin önüne geçtiği, otokratik kurumlarda tablo çok farklıydı.

Yeni nesil ise, artık bilginize, kişiliğinize, onlara öğrettiklerinize, sağladığınız katkıya, yarattığınız güven duygusuna, onlara tanıdığınız otonomiye ve de en önemlisi, onlar için taşıdığınız anlama değer veriyor. Yoksa ünvanınıza, yetkinize, rolünüze değil.

Benden söylemesi..

 

Copyright © 2018 · Okan Utkueri

www.okanutkueri.com sayfalarında yayınlanan tüm içerik hakları Okan Utkueri’ye aittir.