Yeni Güç = Sevgi

Muhtemelen sizin de başınıza gelmiştir. Kafanızın içinde dolaşan bazı fikirler, düşünceler, kavramlar vardır, ama bir türlü net bir şekilde ortaya koyamazsınız. Okuduğunuz bir yazı, duyduğunuz bir hikaye, yaşadığınız bir olay, bir anda kafanızın içindeki o resmi berraklaştırır. Karmaşık düşünce yumağı içindeki yapı, bir anda anlam kazanır, sadeleşir, daha net ifade edilir hale gelir.

“Harvard Business Review” dergisinin Aralık sayısında okuduğum bir makale bende aynen bu etkiyi yarattı. Yazıyı önce www.hbr.org blog sayfalarında okumuştum ve üzerinde kafa yormaya başlamıştım. Sonrasında, dergide aynı makaleyi bir kez daha okuyunca, kafamda gezinen bir çok fikir yerli yerine oturdu.

guc-300x225Bir süredir, liderlik olgusunun içinde olduğu değişimi, dönüşümü gözlemliyorum, hissediyorum ve üzerinde düşünüyorum. Bu değişim sürecini, dijital çağın, internetin, sosyal medyanın, globalleşmenin ve yeni kuşağın toplum hayatında ve iş dünyasında yarattığı etkinin doğal bir uzantısı olarak kabul etmek mümkün.

Bu değişim ve dönüşüm dalga dalga yayılıyor. Okuduğum bu makalenin bende tetiklediği zihinsel egzersiz, bu değişimi çok daha sade olarak anlamamı, içselleştirebilmemi ve anlatabilmemi sağladı.

Makale, “Güç” kavramını ele alıyor ve gücün ele alınışında, algılanmasında ve kullanılışında yaşanan değişimi anlatıyor. En önemlisi de, “Yeni Güç” tanımını ortaya koyarak, bu ana pencereden, lider ve güç kavramları ekseninde yaşanan değişimi tanımlıyor. Ana mesaj, toplumun, bireylerin, yani kalabalıkların artık geleneksel liderlik yapısını ciddi şekilde sorgulamaya başlamış olduğu gerçeği.

Ben, söz konusu değişimi daha ağırlıklı olarak kurumsal yaşam içerisindeki liderlik olgusu açısından ele alıyordum. Aslında, aynı bakış açısını, daha geniş anlamda iş yaşamı içerisindeki ticari döngülere, şirket ve müşteri ilişkilerine, toplumsal hayata, politik ve sosyal yaşam alanına da genişletmek mümkün.

Lider diye tanımladığımız kişi, en temel yaklaşımla, aslında bünyesinde gücü barındıran kişidir. Dolayısıyla liderlik ve güç, birbirleriyle çok yakın etkileşim içerisinde olan iki kavram. Önemli olan bu gücü nasıl gördüğünüz, nasıl ele aldığınız ve kullandığınız aslında.

Geçmişte güç, az sayıdaki ayrıcalıklı kişinin elinde bulundurduğu, ele geçirilince korunan, saklanan, başkalarıyla paylaşmak yerine kendi elinde tutulmaya çalışılan bir kavramdı. Eski güç, erişime kapalı, kişi odaklı ve ulaşılamaz bir kavram olarak kabul ediliyordu.

Aynen para gibi.

Elinize çok para geçmişse, çok para kazanmışsanız, artık zengin olmuşsanız, bunu korumak ve daha da zenginleşmek istersiniz. Bu amaçla, elinizdeki parayı diğerleriyle paylaşmak değil, onu korumanız, saklamanız, elinizde tutmanız gerekli diye düşünürsünüz.

Para sadece o kişiye aittir, diğerlerinin kullanımına kapalıdır ve ayrıcalıklı azınlığın elindedir. Parası çok olan o toplulukta daha önemli bir pozisyona sahiptir. En önemlisi de, para bir statü simgesidir.

Aynı güç kavramı gibi.

Güç kimin elindeyse, onun sözü geçer, o hükmeder, öne o geçer.

love_power-300x200“Yeni Güç” ise çok daha farklı bir kavram. Etrafınızdakilerle paylaştıkça, onlara aktardıkça, onlarla etkileşim içinde ortaya koydukça daha da zenginleşen, gelişen, büyüyen bir kavram. Çoğunluğun ortak hareketiyle daha da büyüyen, erişime açık, katılımcı ve paylaşıma dayalı bir yapıya sahip.

Aynen sevgi, tutku, enerji gibi.

İçinizde yoğun bir sevgi, enerji varsa, onu saklamak, gizlemek değil, paylaşmak, istersiniz. Sevginizi paylaştıkça onun yarattığı pozitif enerji, çok daha farklı bir sinerji yaratır. Sevginizi yaydıkça, başkalarına gösterdikçe, onlardan aldığınız pozitif enerjiyle, sevginiz daha da büyür.

Yeni Güç, para gibi saklamak, korumak, statü simgesi olarak kullanmak için değil, sevgi gibi başkalarıyla paylaşmak, onlara iletmek, birlikte büyütmek, onlara sunmak için var.

Yeni Güç, ayrıcalıklı azınlığın değil topluluğun uhdesinde olan, bireysel değil ekip olgusuyla ortaya çıkan, ben değil biz diyen bir kavram.

………

Gücü para gibi mi kullanıyoruz, yoksa sevgi gibi mi?

Elinize geçirdiğiniz gücü saklamak, korumak, statü simgesi olarak kullanmak ve bu sayede daha da güçlü hale gelmeye çalışmak mı tercihiniz?

Yoksa, o gücü etrafınızdakilerle paylaşmak, onların kullanımına sunmak ve böylece birlikte yarattığınız ortak sinerji ile daha da güçlü hale gelmek mi?

İçinde bulunduğunuz değişim döngüsü içerisinde, artık yeni kuşak gücü elinde tutanların onu sevgi gibi ele almasını, yani ekibiyle paylaşmasını, daha iletişime açık, şeffaf, demokratik, çok sesli bir ortam içerisinde çalışılmasını, bireylere alan tanımasını, gelişime fırsat sağlamasını istiyor.

Organizasyonel Sağlık başlıklı yazıda tanımladığımız çalışma ikliminin, fit ve zinde bir organizasyonun oluşabilmesi için bu değişim kaçınılmaz diye düşünüyorum.

Aynı şekilde, Organik Lider  tanımı içerisinde bahsettiğim hormonsuz liderlerin, bu yaklaşımı zorlama olarak değil, doğal bir şekilde benimsediklerini ve bu değişimi, gelişimi, dönüşümü kendi akışı içerisinde rahatlıkla başardıklarını gözlemleyeceksiniz.

Hem kurumların hem de bireylerin önümüzde iki seçenek olduğunu düşünüyorum. Ya bu değişime hala direnmeye çalışacaklar, eski alışkanlıkları devam ettirmeye çaba gösterecekler, geleneksel yapılarını korumaya gayret edecekler ya da bu değişimi anlayıp, ona ayak uydurmayı becerip, yeni güç kavramını kavrayacaklar.

Sizi bilemem, ama ben kendi adıma, yıllar önce ikinci yola saptığımı şimdi daha net fark ediyorum.

Bendeki bu değişim yolculuğunun, bilinçli ve planlı bir tercih olduğunu söyleyemem. Daha çok, beni tanımlayan kişisel özelliklerimin ve değerlerimin doğal bir yansıması olarak kendiliğinden gelişen bir süreç olarak oluştu. Belki de sağlıklı ve doğrusu da, böyle olmasıydı.

Yazının başında ifade ettiğim gibi, aslında kafamdaki kavramlar yavaş yavaş bu kadar net, sade, berrak hale geliyor. Sanırım önemli olan, yaşam yönünü belirlemek, o yöne doğru bir yolculuğa çıkmak, ilk adımları atmak ve zihinsel egzersizleri yapmaya başlamak. Gerisi zaten kendiliğinden gelişiyor.

Herhalde akış halinde arayış içerisinde olmak tam olarak böyle bir şey.

 

Copyright © 2015 · Okan Utkueri

www.okanutkueri.com sayfalarında yayınlanan tüm içerik hakları Okan Utkueri’ye aittir.